“Gündeminde Ne Var Halidim?”
Nevi şahsına münhasır güzel insan. Güzel arkadaş. Güzel dost. 42 yıllık bir arkadaşlık. iA cennette de devam edecek. Dünya hayatında zor günler, iyi günler, dertleştiğimiz anlar… Müşfik bir baba tarzıyla, güzel ve kalın babacan sesiyle içimize işlerdi… Girdiği ortamı neşelendirir, kendine has jest ve mimikleri, özel soru cümleleri ile karşısındaki insanın en derin duygularını bir cerrah hassasiyetiyle çıkarmayı bilirdi.
Çoğu zaman “Gündeminde ne var Halidim?” sorusuyla başlar ve arada iki elininin parmak uçlarını karşılıklı değdirerek, ses tonunu pesleştirip bir tatlı espri patlatır, yüzümüzü güldürür, ortamı neşelendirirdi. Onun ortama girdiği hemen belli olur, canlandırır, ferahlatırdı.

50 – 8 = 42 Yıl
Mustafa ile 8 yaşında Ozanlar mahallesinde Selamet bloklarında tanıştık. Sarı saçlıydı. Mahalleye geldiğinde ilk tanıştıklarından birisi olmalıyım. Tanıştığım ilk günden son güne geçen 42 yılda hep iyiliğini-güzelliğini gördüm. Yardımını gördüm. Dert dinler, ortağı olur, paylaşır, hafifletirdi insanı… Ne zaman zorda olsam, adeta evine sığınır, kanepesine uzanır, çay-kahvesi eşliğinde dertleşirdik.
Çocukluğumuzda birlikte bisiklete binip, çevre yoluna gider, şeker pancarı traktörlerinin römorkuna arkadan tutunup bir mısır tarlasının içindeki ağaç gölgesine kadar gider orada takılırdık. Aynı apartmanda altlı üstlü otururduk. O birinci katta, biz ikinci katta. Arka bahçeye gazoz kapakları savururduk balkondan, sonra elimizdeki eski çalışmayan hoparlörlerden söktüğümüz yuvarlak mıknatıslara ip geçirdikten sonra, -o birinci kat balkondan ben ikinci kattan balkondan- mıknatısları gazoz kapaklarının yanına atıp tek tek gazoz kapağı toplardık…
Yağmur yağdığında oluklardan akan sulara yol kazar, suları bir yerlerde toplardık. Akan suları kavanozlara toplayıp doldukça bir diğerine aktarırdık. Mahallenin ilk bisikletlerinden biri onundu, pinokyo idi galiba, sırayla binerdik… Yeni yapılmakta olan inşaatlarda ikinci kattan kumlara atlardık, sabah evden çıkar akşama kadar koşup oynar ve akşam ezanla eve girerdik…
Elektronik / Radyoculuk Merakı ve “Altın” Sesi
Sonra elektroniğe merak saldık. Bodrumlarımıza atölyeler kurduk. Lehim makinelerimiz, alet-edevatımız, masamız. Yanıp sönen elektronik devreler, söktüğümüz teypler, elektronik parçalar… Elektronik devrelerden amatör radyo yayın kiti yaptık. 2 Watt’lık radyo kitinin tüm parçalarını (direnç, diyot, kondansatör vs. ne varsa) lehimleyip, bir çatıya kurmuştuk ve mahalleye yayın yapmıştık…
Elektronik merakımız, o yıllarda Türkiye’de yeni başlayan/özelleşen yerel radyoculuğa evrilmeye başlamıştı. Ki yıllar sonra birlikte diksiyon dersi alacaktık ve diksiyon hocamız Nazım Oktar, Mustafa’nın sesini dinledikten sonra, “senin sesin ‘altın ses’, eğer geliştirirsen çok iyi bir dublaj sanatçısı olabilirsin” demişti. Çok sevinmiştik. Gerçekten çok güzel sesi vardı, diksiyonu da iyiydi. Geliştirdi.
Yıl 1993 olduğunda Sakarya’da Radyopak (99.9) kuruldu ve Mustafa’yla radyo merakımız sebebiyle bir çok arkadaşla buluştuğumuz ortam oldu. Okul oldu. Seslendirmeler, yayınlar, programlar yaptık. Onun sesi habere de çok yakışırdı. O haber okurken ben teknik masada mikserin başında olurdum. Fon müziği kasetten çalıyor, o derece eski dönemlerden bahsediyorum.. Haberler ajanstan faks ile geliyor… Haber saati geldiğinde stüdyo geçerdi, cümlelerin son kısımlarını uydurduğunu farkettim… Sonradan öğrendim ki ilk defa gözlük takmaya başladığında 2,5 numara filan gibi yüksek numara ile başlamış, o sebeple metin okumada gözlüksüz zamanlardan geliştirdiği bir yöntem olarak tahmin yaparak cümleleri biraz tamamlama yaparak okuyormuş… :)
Bu radyoculuk hobisini -aynı elektronik merakı gibi- hiç bırakmadı.
Yaşamının sonuna kadar o güzel sesiyle selendirmeler yaptı. Özellikle AKRA ‘ya yaptığı ayet seslendirmeleri hem radyoda hem de sosyal medyada video olarak yayınlandı, çok beğenildi… Onun sadaka-i cariyesi olacak iA. O kadar ki, dünyadan ayrılmadan 8 gün önce, Emin üstadımızın hacdan dönüşünde ziyaret edip duasını alalım demişti, birlikte gittik. Emin üstad üç saatlik uzun sohbetten sonra ayrılırken dedi ki, “Mustafa senin okuduğun ayetleri dinlediğimde çok duygulanıyorum”… O da cevaben, “Abi, ben de okurken duygulanıyorum, çok güzel ayetler seçiyorlar…” deyince, üstad “Aslında bütün meali senin sesinden dinlesek, ne güzel olur, çeksene” dedi. Mustafa da “abi çok iyi olur, haklısın, ama onun için günlerce stüdyoda kalmam gerekecek, nasıl ayaralayabiliriz, bir ayarlayabilsek…” dedi… Allah ( C. C. ) niyetini kabul etsin…
Onun güzel sesinden En’am Suresi, 71-79 meali
Fotoğrafçı ve Gezgin Ruh

Bir grup arkadaş olarak “Harekât” ismini verdiğimiz bir fotoğraf grubu kurup, önce Güney Doğu Anadolu bölgesini (7 gün), sonra Doğu Anadolu’yu (9 gün) tamamen toplu taşıma araçları ile gezerek ve yürüyerek fotoğrafladık… Sonra da pozitif film (dia) ‘ları taratıp dijitale aktardıktan sonra videolar yaparak o zamanın şartlarında belgeseller ürettik. Doğu anadolu belgeselinin sesi de Mustafa’nın “altın sesi” ile oldu… Videosunu bulamadım, YouTube’da vardı, bulursam eklenmesini rica edeceğim. her zamanki gibi yine bulamadım, zaten benim dosyalarım bile onun arşivinden çıkardı…




(Fotoğraf: Mardin, 2003)
Doğu’yu ayrı sevdik, öyle olunca yurt dışına çıkıp fotoğraf çekmeliyiz dedik, ve İran’a (11 gün) gittik. Öncesinde Mustafa’nın tavsiyesiyle Lonely Planet gezgin kitabının İran kısımlarını okuyup ön hazırlık yaptık… Araç kiralayıp İran’ın içlerine yolculuk yaptık.
Müzik Zevki ve Albüm Çalışmaları
Muhtemelen birçok arkadaşına söylememiştir bile. Elektronik devrenin ötesinde elektronik müzik merakı da vardı. Müzikte ritim konusundaki zevki çok farklıydı. Kimyacı olduğu için mi bilmem :) Chemichal Brothers’ın ritimlerini severdi. Bu müzikal merakı 2000’lerde bilgisayarlı müzik prodüksiyonunun başlamasıyla, TB303’lerin simüle yazılımlarına, Rebirth’e ve en sonunda da Reason’a yükseldi. Reason 1’le bilgisayarda müzik üretmeye başladı. Amatör çalışmaları bir süre sonra ortak proje fikirlerine dönüştü ve profesyonel Unkapanı’ndan yayınlanmış albümler çıktı 2000’li yılların başında. Üç arkadaşın proje fikri şuydu: Elektronik müzikle geleneksel Türk müzik enstrümanlarının seslerini ve tavırlarını harmanlamak. O zaman grup ismi “Sufi Trance” olsun, diyerek bir müzik grubu kurup, 2 albüm çalışmasına ortak oldu, -o zamanlar CD vardı- iki CD albüm yayınlandı…
Sosyalliğiyle ve Yardımseverliğiyle Örnek İnsan
Çok sosyaldi. Kanada’daki arkadaşı Abdullah’ı bile -çok ters saat dilimine rağmen- uygun saati kollayıp telefonla arar, güncelleme yapar, halini hatrını sorardı. Yakınındaki, etrafındaki arkadaşlarını anlatmaya gerek var mı? Arkadaşını iyiye yönlendirmek için önce bir fikir tohumu eker, farklı zamanlarda sessiz ve derinden o tohumu sular, besler, büyütür ve arkadaşını doğruya iletmenin ince yollarını denerdi. En başta kendim olmak üzere birçok arkadaşı bunu sonradan anlamıştır. Arkadaşının ihtiyacını tespit eder, ona uygun reçeteyi acele etmeden hassas bir şekilde ve hissettirmeden yazar ve uygulardı…

(Fotoğraf: İran, 2006)
Farklı sosyal katmanlardan arkadaş grupları vardı. Dağcılar, bisikletçiler, motorcular, kampçılar, akademisyenler, tüccarlar… Zaman zaman bu grupları bir arkadaşının köy evine, bir başkasının bağ evine toplardı. Özellikle akademik yükselmeleri kollar, “Evet Halidim, şimdi senin doktorayı Fındıksuyu’nda ıslatmamız lazım, 10 kişilik hazırlık yapalım” der, bizi bir araya getirir, yenilip içilir, muhabbetler artardı…
Dağların Zirveleri, Şelaleler, Off-Road ve Harita Meselesi
Harita önemli… Oraya gelmeden önce bir de 4×4 araçlar ve arazide gidebilen motor önemliydi. Çünkü daha zor yollara girme ihtimalimiz vardı bu hayatta… Yüce dağların zirvelerindeki dingin yaşama ulaşmak, oraya erişmek için yapılan yolculuklar ve süreçler de onun huzur kaynağıydı sanıyorum… Çok sever, teşvik eder, her fırsatta birilerini götürür ve o güzellikleri tattırırdı. Sanki Sakarya ve çevresindeki her yolu, her tepeyi biliyordu. Hemen mobil uygulamadan üç boyutlu haritasını açar, parmaklarıyla haritayı sağa-sola çevirerek kuş uçuşu “bak şu barajın kenarında bir kaynak suyu var, bunu içelim derdi. Şurada kahve içeriz, sonra yola revan oluruz..” … Bölgede bilmediği rota yoktu muhtemelen…
Sırf bir arkadaşını mutlu etmek için, bir grup kurar, organize eder, planlama yapar ve uygulamaya koyardı. İçinde maceralar, muhabbet, neşe ve mutlaka kahve bulunan günü birlik geziler… Önden hemen telefonu eline alır üç boyutlu harita uygulamasını açar, sokak sokak, yol yol gösterirdi… Tabii yollar süprizlerle dolu…
Anlatabileceğim o kadar çok güzel şey var ki can Mustafa ile… Ne buna zaman, ne kelimelerim yetmeyecek… O benim can arkadaşımdı… Dolu dolu yaşanmış, bir ömürle, güzel bir arkadaşlık ile, güzel bir insan, geldi ve geçti bu dünyadan.. İmanlı, inançlı, dürüst, ahlaklı idi. Profesör olduğunu bir kere bile hissettirdiğini bilmem… Aksine, bunu hissettirmemek için özel gayret gösterirdi… Sevenlerinin başı sağolsun, Allah sabırlar versin… Mekanı cennet olsun, ebedi istiraatgâhı da cennet bahçesi…
Firdevs cennetinde de arkadaş olmak duasıyla…
Halid Özgür
















